Türkiye Cumhuriyeti, makroekonomik istikrarı ve kalkınmayı desteklemek amacıyla uzun yıllardır ihracat odaklı büyüme stratejisi takip etmektedir. Bu doğrultuda kamu otoritesi; Ticaret Bakanlığı, Türk Eximbank, Kalkınma Ajansları, KOSGEB, TÜBİTAK, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) gibi kurumlar vasıtasıyla son derece geniş ve kapsamlı bir teşvik mekanizması kurgulamıştır. Örneğin, Ticaret Bakanlığı Devlet Yardımları Rehberi incelendiğinde; şirketlere yönelik destekler, iş birliği kuruluşlarına yönelik destekler, e-ihracat destekleri ve Eximbank uygulamaları gibi ana başlıklar altında 77 farklı destek türü yer almaktadır. Bu geniş yelpazeye Dahilde İşleme Rejimi (DİR), Hariçte İşleme Rejimi (HİR), KDV istisnaları, kurumlar vergisi muafiyetleri ve Serbest Bölge teşvikleri de eşlik etmektedir.
Ancak literatür taraması ve sahadan elde edilen veriler, mevcut teşvik araçlarının küresel rekabette üstünlük sağlayacak yenilikçi yatırımlardan ziyade, doğrudan ihracat hacmini (miktar bazında) artırmaya odaklandığını ortaya koymaktadır. İhracatı yalnızca miktar bazında artırma gayreti, mikro düzeyde firmaların teknolojik derinleşmesini geciktirmekte ve yüksek katma değerli ürünlerin üretimini arka plana iterek standart/geleneksel ürünlerin öne çıkmasına yol açmaktadır.
Daha da önemlisi, mevcut destek araçları doğası gereği ölçek ekonomisi avantajına sahip olan büyük ölçekli işletmelerin üretim ve ihracat süreçlerini desteklemeye daha yatkındır. Bu durum, başlangıç seviyesinde yüksek finansal risk barındıran, yenilikçi ve yüksek katma değerli ürün üreten yeni nesil girişimlerin (startup'lar ve dinamik KOBİ'ler) kamu kaynaklarından yeterince faydalanamamasına sebep olmaktadır. KOSGEB ve TÜBİTAK gibi kurumların sunduğu yenilikçi ürün destekleri ise çoğunlukla ithalatı ikame etme seviyesinde kalmakta, küresel pazarlarda yıkıcı bir rekabet avantajı yaratamamaktadır.
Uluslararası literatürde de kamu kurumsal ağlarının ve desteklerinin KOBİ'lerin uluslararası girişimcilik faaliyetleri üzerindeki etkisinin firma ölçeğine göre radikal biçimde farklılaştığı kanıtlanmıştır. On İkinci Kalkınma Planı'nda açıkça ortaya konan "ileri teknolojiye dayalı, yüksek katma değer üreten, kaliteli finansman imkanlarıyla desteklenen ve azami istihdam oluşturan ekonomi modeli" hedefine ulaşılabilmesi için teşvik sisteminde bütüncül bir paradigma değişimine ihtiyaç vardır. Yeni nesil teşvik politikaları; bürokratik prosedürlerin sadeleştirildiği, mevzuat değişikliklerinin daha seyrek yapıldığı, uygulayıcı kuruluş sayılarının düşürüldüğü ve doğrudan "dış ticaret girişimcisini" hedef alan esnek araçlarla donatılmalıdır.